Thursday, September 15, 2011

Eskiler bir başka!

Beyoğlu Sahaf Festivali!. Öyle etkinlik paylaşayım aman ne güzel mantığında bir insan olmadım hiç ama bu bir başka!

Böyle kocaman bir günümü ayırmalıyım, gitmeliyim, kaybolmalıyım kitapların içinde karıştırıp içlerinden bişiler çıkacak mı diye bakmalıyım evet bu festival şahane diye diye düne kadar geldim. Henüz bu koca gün kavramını veremediysem de festivale, dün Taksim'de bir arkadaşımla buluşmam gerekiyordu. Ve ben tam TRT binasının önündeydim. Arkamdan bir ses yükselmeye başladı. Bu aralar epeyce dinlediğim, eski 45'liklerden bir şarkı. Bim Bam Bom! Tesadüf mü bu diye arkamı dönüp bakınca, sahaf festivalinin ortasında buldum kendimi! Her şeyi bir anda unuttum ve gözlerimin, kulaklarımın, bütün uzuvlarımın beni çağırdığı tezgahlara doğru yöneldim. Birilerinin hayatlarına bir zamanlar konu olmuş kitaplar, zamanın gerisinde kalmış ama hala içindekilerle ilgi çeken dergiler, insanlar, kitap kokusu. Yüzüme o kacaman gülümseme yayıldı. Fondaki müzik hala devam ediyordu. Bu kez altın gümüş pırlantaa zümrüt sedef yakutla...

Ve çok eskiden benimde hayatımda epeyce bir yer etmiş kitap serisi. İpek Ongun ve Bir Genç Kızın Gizli Defteri... Hepsini okuduğum anları tek tek hatırladım, küçüklüğümü, ve küçük bir kız oluverdim birden.

Ta ki telefonum çalmaya başlayıncaya kadar, gitmem gerekiyordu arkamda daha gezilmesi gereken beni kimbilir nerelere götürecek kitaplar bana bakıyordu. Söz verdim kocaman bir günüm buraya ayrılacak.

Gitmek görmek isteyen, kitap kokusuna hasret kalan, küçük bir çocuk olmak isteyen bir anlığına herkes 18 Eylül'e kadar Beyoğlu'na!

Thursday, September 08, 2011

Güneşi Gördüm







Kitap Kokusu

Bir süredir tablet alma derdindeyim.Bir ofis ortamı, toplantılar,sunumlar, dosyalar, ajanda gibi hayatımı düzenleyen ve yön veren bir yaşantım olmadığından bu cihazlardan soğudum açıkçası.Her tablet sahibi böyle yaşamak zorunda değil elbet ama bana kazandıracaklarına baktığımda zaten hali hazırda kullandığım cihazlarla yapabildiklerimden fazlasını vaad etmiyor böyleyken almak savurganlık olacaktı.Tesadüf eseri gördüğüm bir ilanla birlikte e-kitap okuyucu almaya karar verdim.



Çevremde bu konuyla ilgili bilgisi olan hiç yok yada çok az.En büyük yanılgılardan biri, göz yorması bununla birlikte sürülebilecek eleştirileri sıralarsak; kitap sayfaları, kitabın kokusu, bilgisayardan kitap okuyamamak gibi herkesin sözleşmişcesine aynı anda karşı çıkacağı noktalar var.Buna karşı e-kitap ve okuyucularının avantajları da çok fazla ; kitap boyutunda olması, binlerce kitabı barındırabilmesi internete girebilmesi okurken not alabilmemiz, kaydedebilmemiz, sözlük açabilmemiz ağaç kesimini azaltması ve daha ucuz olması gibi çok sayıda yararlı özellikleri olan bir teknoloji.E-kitap okumak için geliştirilen e-kitap okuyucular bu iş için biçilmiş kaftan.Bu okuyucuların e-ink teknolojisine sahip olduğunu ve bunun lcd ekran görüntüsünden çok farklı olduğunu kimse bilmiyor.Bu bilgisizlik herşeyin başlangıcı aslında.

Aşağıda lcd ekran ve e-ink görüntüsünü kıyaslayabilirsiniz.






Alışkanlıklarımızı terk etmek zordur e-kitap konusunda da bu böyle.Elektronik ortamdaki yeniliğe karşı çıkanların en büyük yanılgısı , yeni çıkanın alternatif olarak görülmesi.Mektup örneğini ele alırsak bu sürecin devamında e-mail daha mantıklı daha doğru bir çözüm olmuştur.Kitap konusunda da el yazısı ve matbaadan sonra sürecin devamı olarak e-kitabı görüyoruz.Tüm değişimlerde bir direnç olmuştur, değişime karşı bir direnç.Bu değişim gerçek bir ilerleme bir gelişme.Hiçbir zaman basılı kitap kaybolmayacak, evlerimizde en kötü tahminle meta olarak dekoratif değeri olacaktır.

E-kitap ve okuyucularının ülkemizde yaygınlaşmamasının bana göre en büyük sebebi
yayınevlerinin bu konuya hala daha sıcak bakmaması.Dünyada Amazon ve amerikan kitap zinciri Barnes & Noble , Kindle ve Nook ile e-kitap ve okuyucu potansiyelini çok iyi değerlendirdiler.Geçen sene ülkemizde idefix.com e-kitap sistemini devreye soktu.Amazon ve B&N üzerinde e-kitap sayısı 2 milyonu geçmişken idefix.com da bu sayı bugün itibariyle 1940 adet.


Elbet eksiklikler olacaktır, çok uzun yıllardır kullandığımız bir teknoloji değil.Yeniye daha iyisine karşı bir direnç olduğu kesin ama bütün dünyada giderek azalıyor.Ülkemizde satışı yokken başlaması gibi.Dünyadan örnek vermek gerekirse , 2007 yılında Amazon Kindle cihazını çıkarttığından bu yana e-kitaba yönelik bir artış söz konusu ve gelinen nokta da e-kitap satışı basılı kitap satışını geçmiş bulunmakta.Gayet vıcık ve gıcık romantizmle kitap kokusu diyenler varsa eğer onlara aşağıdaki ürünü öneriyorum.

Saturday, September 03, 2011

Kadın olmak zor zanaat!


Evet aynen öyle, boş yere atılmış, demogoji başlığı değil bu!

Hikayeyi başa alırsak, byram tatilinin ilk günlerinde Twitter'da bir şey çıktı karşıma. İki delikanlı, ki kendileri dijital bir ajansta görev yapmaktalar, İstanbul'dan yola çıkıp Tanrı Misafiri fikrini ceplerine koyup az para harcayarak Ege'ye Akdeniz'e ulaşmaya çalışacaklarını duyurdular. Twitter'da takipçilerine yerlerini bildirerek insanların kendilerine yardım etmesini bekleyerek yola devam etme niyetindeydiler. Gerçekten yolculukları başladı, bazı bazı kalacak yer sıkıntısı ya da yolculuk sıkıntısı çekseler de çoğu kez işleri yolunda gitti. Amaçları güzeldi, insanların hayatlarından hikayeler topladılar, farklı bir deneyimin parçası oldular, tanımadıkları insanlara güvendiler, tanımadıkları insanların evlerine tanrı misafiri oldular güzel bir macera yaşıyorlar. Bunları da bloglarında yayınlıyorlar. İzmir'e vardıklarında sadece 40 TL harcamışlardı düşünebiliyor musunuz?! Macerayı okumak ve görmek isteyenler içinse blog adresi şöyle: http://tanrimisafirleri.tumblr.com/

Şimdi konunun kadınlarla ne alakası var diye soranlara cevap vereyim. Çok güzel bir deneyim yaşıyorlar ki benim de hayalini kurduğum bir macera bu. Yani bende çıkıp İstanbul'dan tanımadığım insanların hayatlarına konuk olmak, tanımadığım insanların sofralarına misafir olmak, gerçekten bir iki saat sonrasında ne yapacağımı bilmemek istedim hep. Evet, bu macerayla karşılaştığımda da kıskanmadım değil. Ama ben kadınım! 24 yaşında ve Türkiye'de yaşayan bir kadın! Öncelikle şunu düşünün, hadi çok çılgınım diyelim, koydum kafaya yapacağım, bir arkadaşıma hey hadi gel Türkiye'yi dolaşacağız hem de otostopla ve tanımadığımız insanların evlerinde kalarak yehhuu! desem nası bakar suratıma. Tamam insanlara güvenme konusunda üstüme yok ama mantıklı düşündüğünüzde... Ya çok büyütüyorsun, korkunun ecele faydası yok canım herkes mi kötü derseniz, bilmiyorum ama eğer buna bir gün yürekten inanırsam zaten bunu yapan ilk kadın olacağım!

Ve umarım bir gün dönüp bu yazıya baktığımda ne kötümsermişim diyebilirim, ve hayallerimi gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu buraya yazabilirim!

Friday, September 02, 2011

Ukala çocuk ile güzel kızın aşkı - 2


Her ayrılığa bir şarkı veren Sezen Aksu; bu kez bir aşka hayat vermiştir güzel bir "Hoş geldin" ile. Hediye gibi gelmiştir gerçekten de, zor zamanlara meydan okurcasına. Hayatının orta yerindeki iki renk siyah ve beyaz iken; rengarenk bir coşkuyla gelip, hayatının merkezine oturan güzel kıza karşı koyamaz çocuk. Artık havai fişekler atılır içerisinde, karnaval havasındadır kalbi; yüklenir göğüs kafesine, her 'canım' kelimesini duyuşunda. Fotoğraflar renklenir, şarkılar hızlanır ve uyanışlar anlam kazanır an be an. Dünyanın başka bir yerindeki güzel kız; öyle güzel yerlere dokunmuştur ki çocukta, olmaz dediği şeyler olmaya başlamış, korkular yerini umutlara bırakmıştır hep. Gelecekle alakalı tek planı; "bakalım yarın ne ile boğuşacağız" olan çocuk; yarınlara bir kişilik yer daha açmıştır, "can" kenarından. Hani en sevdiğiniz şeyi yerken 'aceleden' dilinizi ısırırsınız ya, öyle saçma sapan zamanlara izin vermek istemez çocuk. Her şeyin en güzeline layıktır çünkü güzel kız.
Yıllar öncesinde birbirinden habersiz yaşayan ukala çocukla güzel kız, aslında aynı yerlere hayrandır. İkisinin de gittiği yerler hep aynıdır. Bir "balkan" yemeği misali, çok soğuk tesadüfler olsa da, belki de günün birinde tesadüfen yan yana durmuşlardır, kim bilir? Belki aynı kırmızı ışıkta beklemişlerdir, belki aynı otobüste ayakta gitmişlerdir, belki aynı denize bakmışlardır farklı banklarda otururken. Belki de ilk defa bir iskelede tesadüfen rast gelmişlerdir birbirlerine. Kimse bilemez bunu ama, bilinse ne güzel olurdu der ikisi de, bir başka 'iskele' buluşmasını hayal ederken.
Dokunmadan, gözlerine bakmadan, ellerini tutmadan yaşanan aşk ancak böyle güzel tesadüflerle anlatılır der güzel kız, iç çekerek. Oysa belki bir "şükela" kadar tesadüftür bu aşk der ukala çocuk. Susarlar. Konuşmanın anlamsız olduğu tek nokta mesafeler iken, telefonda ki o karanlık uzaklığı, o derin sessizliği bir "ben seni özledim" deler geçer...
'Hep aklımdasın' der güzel kız, biraz da utanarak; üzerine 'lades' oynansa sonsuza kadar sürecek bir oyun edasında. "Sen de" der çocuk; çünkü her sabah uyandığında aklında yer eden her şeyi, süpürgesiyle silip atmıştır güzel kız. Artık "her şey" kavramı, yerini "bir tek şeye" bırakmıştır. Aşkın 'gizem'ine...