Showing posts with label aşk. Show all posts
Showing posts with label aşk. Show all posts

Friday, February 24, 2012

Kırmızı

Daha bayrama çok var değil mi? Kimin canı sıkılıyor bu günlerde? Buyrun...

Alından akan ter gözünden çelme yiyip yere düşüyordu. Sıcak… Nefes… lalalalala… Kırmızı. bu akşamın baskın rengi kırmızıydı. küçüklüğünde bigüne gitmişti şimdi tavana asılı gözleri. İşte babası tam karşısında. Elinde büyükçe bir poşet. Hediye mi o? Sevincin bulutlu gökyüzü dağıldı güneş çıktı ortaya. günlerden bayrama yatcaz kalkcaz 1 kalmıştı. Bayramlık kıyafetler miydi acaba poşettekiler. Babası geldiğinden beri gözlerini kendisinden büyük poşetten ayırmıyordu. Yanından geçerken çaktırmadan dokundu içindekileri hissetmeye çalıştı. Babası poşeti eline alıp yanına çağırmıştı onu. Bayramlıklarına kavuşmuştu yanaklarının kırmızılığında. Kırmızı. Prenses elbisesi, prenses ayakkabıları… Kırmızı. Şimdi yanağındaki renk ya da yanağında biryerlerde unutuğu renk. gözleri tavana asılı geçmişindeki anıları topluyordu anına. Daha mutlu olmak için çalması gerekiyordu belki de biraz da başka mutluluklardan. Hala düşünebiliyordu. Bedeni geçmişe ve gelmeyecek geleceğe teslim olmuşken aklından geçenleri yalnızca hayretle seyrediyordu. Hiç düşünmemişti böyle olacağını. Aklından kırmızı elbisesinin geçeceğini hiç düşünmemişti. Pıt! bir ses duyuyor yere düşen: kırmızı. Yine gidiyor belleğinde kayıtlı dosyaların birine. Bu kez kırmızı güller. Bidaha hiç atmayacak kalbini hızlandıran. Şii sırdı bu kimseye sölemeyin sakın. Birazdan duracak kalbin geçmişinden kareleri görüyorsunuz şimdilerde ekranda. Çok duracağını zannetmişti zamanında. Aşk acısından ölmez kimse dediklerinde duyabildiklerine şaşırmıştı sessizce. Çünkü o anların hepsinde yaşadığına inanmıyordu…


Friday, September 02, 2011

Ukala çocuk ile güzel kızın aşkı - 2


Her ayrılığa bir şarkı veren Sezen Aksu; bu kez bir aşka hayat vermiştir güzel bir "Hoş geldin" ile. Hediye gibi gelmiştir gerçekten de, zor zamanlara meydan okurcasına. Hayatının orta yerindeki iki renk siyah ve beyaz iken; rengarenk bir coşkuyla gelip, hayatının merkezine oturan güzel kıza karşı koyamaz çocuk. Artık havai fişekler atılır içerisinde, karnaval havasındadır kalbi; yüklenir göğüs kafesine, her 'canım' kelimesini duyuşunda. Fotoğraflar renklenir, şarkılar hızlanır ve uyanışlar anlam kazanır an be an. Dünyanın başka bir yerindeki güzel kız; öyle güzel yerlere dokunmuştur ki çocukta, olmaz dediği şeyler olmaya başlamış, korkular yerini umutlara bırakmıştır hep. Gelecekle alakalı tek planı; "bakalım yarın ne ile boğuşacağız" olan çocuk; yarınlara bir kişilik yer daha açmıştır, "can" kenarından. Hani en sevdiğiniz şeyi yerken 'aceleden' dilinizi ısırırsınız ya, öyle saçma sapan zamanlara izin vermek istemez çocuk. Her şeyin en güzeline layıktır çünkü güzel kız.
Yıllar öncesinde birbirinden habersiz yaşayan ukala çocukla güzel kız, aslında aynı yerlere hayrandır. İkisinin de gittiği yerler hep aynıdır. Bir "balkan" yemeği misali, çok soğuk tesadüfler olsa da, belki de günün birinde tesadüfen yan yana durmuşlardır, kim bilir? Belki aynı kırmızı ışıkta beklemişlerdir, belki aynı otobüste ayakta gitmişlerdir, belki aynı denize bakmışlardır farklı banklarda otururken. Belki de ilk defa bir iskelede tesadüfen rast gelmişlerdir birbirlerine. Kimse bilemez bunu ama, bilinse ne güzel olurdu der ikisi de, bir başka 'iskele' buluşmasını hayal ederken.
Dokunmadan, gözlerine bakmadan, ellerini tutmadan yaşanan aşk ancak böyle güzel tesadüflerle anlatılır der güzel kız, iç çekerek. Oysa belki bir "şükela" kadar tesadüftür bu aşk der ukala çocuk. Susarlar. Konuşmanın anlamsız olduğu tek nokta mesafeler iken, telefonda ki o karanlık uzaklığı, o derin sessizliği bir "ben seni özledim" deler geçer...
'Hep aklımdasın' der güzel kız, biraz da utanarak; üzerine 'lades' oynansa sonsuza kadar sürecek bir oyun edasında. "Sen de" der çocuk; çünkü her sabah uyandığında aklında yer eden her şeyi, süpürgesiyle silip atmıştır güzel kız. Artık "her şey" kavramı, yerini "bir tek şeye" bırakmıştır. Aşkın 'gizem'ine...

Sunday, August 28, 2011

Sadece, Bir Umut...


Seninle aramızda ipince bir çizgi var:
Bir adım atsam, ben "Sen"im; "Senin"im...
Bir adım atsan, sen "Ben"sin; "Benim"sin...
Bizi ayırdığını düşündüğümüz o ince çizgi, aslında "Biz" olabileceğimiz yerin ta kendisi.
Cesaretin bedeli dedikleri, sadece aşkın gölgesi;
korkakların savaş açtığı bir yel değirmeni;
seni benden, beni senden alıkoyan gözlerimizdeki korku perdesi...

Her yeni gün ile perdeleri açıp, güneşin evime huzur ve mutluluk getirmesini umudeder gibi, her sabah gözlerimdeki perdeyi ardına kadar açıp, umutla, senin yüreğime "aşk" getirmeni bekliyorum.

Korkma sevgilim!
Uzun karanlık yıllar sonrasında, perdeyi ilk defa aralığında, ışık gözünü alır insanın. Yüzünü, elinle kapatır, karanlığa çevirirsin korkuyla.
Güneşi gördüğünde ise, boşa harcadığın, karanlığa hapsolduğun onca zamana yanarsın.

Ben şimdi, kollarımı açtım sonsuzluğa. Işık oldum... Güneş oldum...
Gözlerindeki perdeyi aralamanı bekliyorum.

"Sen" gözlerini açtığında, aramızdaki o ince çizginin üzerinde, "Biz" olabildiğimiz yegane yerde; aşkla, umutla, cesaretle ve ana rahminde büyüyen bir bebek gibi, yüreğimde büyüttüğüm sevgimle "Ben" duruyor olacağım...

G.Ç.

Tuesday, August 23, 2011

Ukala çocuk ile güzel kızın aşkı - 1


Yalnızlık, uykusuzluk ve özlemler arasında yaşarken çocuk; hayatına anlamlar ekleyecek güzel kızdan haberdar değildir. Haberdar olmadan önce okuduğu son cümlenin; "Bir gün, dünyanın herhangi bir yerinde, sizden habersiz yaşayan birine; tüm hayatınızı anlatmak istersiniz." olması aslında güzel günlerin habercisidir. Yine sıradanlaşan uykusuz gecelerden birinde bir mesaj belirir mesaj kutusunda çocuğun. 'Yeşil-beyaz' bir aşkla, birazda holiganca bam teline dokunur güzel kız. İşte orada başlar hikaye. Futbolla başlayan tek aşkı "Fenerbahçe Aşkı" olan çocuk, hayata daha güzel bakmasına neden olacak şeyin bir "timsah" olacağından habersizdir.
Daha önceleri huzursuz geçen uykusuz geceler yerini yine uykusuz ama bu sefer mutlu zamanlara bırakır. Her kelimede bir ortak nokta, her tartışmada bir özlem, her gidişte bir dönüş, her silişte bir ekleyiş ve her hoşçakalda bir merhaba birikir avuçlarında her ikisinin de. İlk başlarda erişilmesi zor biri gibi gelse de, çocuğun hayatında çoktan yer etmiştir güzel kız. "Reklam" ını çok iyi yapmıştır işi gereği. Her köşebaşına "her şey çok güzel olacak" notları eklemiştir adeta. Çıkmaz sokaktan da çıkılabileceğinin mücadelesini vermiştir her cümlesiyle.
Güzel kız, fark ettirmeden yerleşmiştir hayatının merkezine çocuğun. Artık inkar edilmez bir hal almıştır aradaki bağ. Pamuk ipliğine bağlı ama bir örümcek ağı sağlamlığındadır. Sabahlara kadar süren sohbetler, uykusuz işe gitmeler, çalışırken bile kurulmaya çalışılan iletişim; aslında mesafelerin uzaklığına meydan okumaktan başka bir şey değildir. Dokunmasan da, gözlerine bakmasan da, bir güzel mesajla içindeki "havai fişekleri" ateşleyen, etrafını karnaval alanına çeviren bir hal almıştır git gide.
Ve çocuk başa döner, dünyanın bir başka yerinde, birinin kendisini düşünmesi, onun hayatına anlam katar. Hayatında ki tüm siyah-beyaz renkler yerini gök kuşağına bırakır ve her şeyini anlatmak için geri sayım başlar...
Insomniac.

AŞKA... YALNIZLIĞA... VE SUSKUNLUĞA DAİR... BİR KAYBEDİŞ HİKAYESİ...



Sonunda kaybedecek bir şeyin yoksa eğer ,
Söyleyecek sözün çok olur...
Sayfalarca yazarsın ; üç noktayla bitmez her cümlenin sonu...
Yaşanmışlığı yoksa , yaşayacaklarından vazgeçmek de kolay gelir insana...
Şimdiye kadar ne paylaştım ki , onların gelecekte olmamasından kaygılanayım dersin mesela...


Ama kaybetmekten korkuyorsan , her cümlenin sonu üç noktayla biter...
O tek bir son noktayı koymak , zor gelir paylaşılan anların ardından...


Sen ; tüm zaaflarından, bencilliklerinden ve beklentilerinden "biz" olmak adına sonuna kadar vazgeçebiliyorsan;
Onunla gidemeyeceğin yol ve varamayacağın yer yoksa ;
Yüzündeki tebessüm , hayatındaki mana hep onun gül yüzü hürmetineyse oysa ;
Ve fakat onun bunları görebilmesine imkan yoksa; kalbinin temizliği ona engel oluyorsa ;
Kaybetmenin korkusu kavuşmanın coşkusundan ağır basıyorsa ;
Bir daha yanında olamamayı, acını tatlını paylaşamamayı, doyumsuz sohbetinin en ön sıradan dinleyicisi olamamayı göze alamıyorsan
Gönül lügatında biriktirdiklerinin ağırlığına , yürek yorgunluğuna ve içinde büyüttüğün küçücük bir umut ışığına rağmen ;
Ve halin tavrın yüreğini ele verir diye aklın çıkıyorsa , ya zırhlarını kuşanıyor ya da susuyorsan bu sebepten her an ;
O zaman , yaşadığın çok şey var demektir...


Yanındayken varlığını, uzağındayken nefes aldığını bilmek bile nimetken sana,
Sözcüklerin ağzından döküldükten sonra hayatına miras kalan o sonsuz yokluğu, ölümün olur...
O zaman bilirsin... Sözlerin; yüreğinde mıh, dudağında mühür olur...


Ne garip... Sussan, kaybedersin... Konuşsan, kaybedersin...
Sen , yine "suskunluğum asilliğimdendir" dersin... Bilirsin ; kendini kandırıyorsundur...
Onu kaybetmemek uğruna , aslında kendinden vazgeçiyorsundur...


Yüzün yine güler...
Şen kahkahalarının ardında, kimse bilmez, gönlün hıçkırıklara boğuluyordur... Açılmaz olur bir daha kırk kat kilit vurduğun o kapı...


"Sağlık olsun" denir... Gün gelir ; acıların, hayallerin "unutulmasa" da “uyutulur”...
Birlikte gidileceğini düşlediğin o uzak diyarlar , artık bir tek yalnızlığınla sana mesken olmuştur...


Aşk mı? Aşk , bir kör kuyuya atılmıştır tarafından... Söyleyemediklerini ; Peygamber efendimizin o büyük sırrına nail olup içinde tutamayan Hz. Ali misali , sazlıklar arasındaki o kör kuyuya haykırırsın...
Aşkının sırrı ; artık sırrına şahit olan o sazlardan yapılma bir neyin sesine hapsolmuştur...
Gün gelir , yürek çığlıklarını o neyin sesinde duyarsın... Tanırsın acını...
Dinledikçe , suskunluğunda ağlarsın ; yüreğin siler içine akıttığın gözyaşlarını...


"G.Ç."