Showing posts with label sanat. Show all posts
Showing posts with label sanat. Show all posts

Wednesday, October 26, 2011

Toplum İçin Sanat Yapma, O Topluma Bağış İçin Yap





Haykırışları ve gözyaşları dinmeyen insanların sanatları yapılıyor, ve satılıyor. Bir sanat düşünün ki konusunu ettiği her mağduriyetle, insan, kıta ya da ülke ile; önce bir destek antlaşması imzalaması şart olsun; sayelerinde elde ettiği kazanımlarının % 50 sini bağışlaması sanat anayasasının ilk maddesi olsun...
Sokaktaki bir evsizin fotoğrafı çekilip satıldığında, gidip yarısı o adama verilsin...

Kısaca sanatın karın doyurmak için, karın doyuramayanlar üzerinden bir meslek olması, bazen acı. 'Ben de açım, sen de aç; ama ne yapalım gel gör ki bende yetenek var sende yok' kabullenmesinin, yani sanatla karşı çıkılan ilahi adaletsizliğin başka bir mizaci adaletsizlik üzerinden yürütülmesinin bir başka hali gibi, sanattan ekmek parası kazanmak. Toplumsal dönüşümler, devrimler adına uzun ya da kısa vadeli katkılar olabiliyorsa, buna gerçekten samimi bir şekilde inanılarak birşeyler icra edilebiliyorsa ne ala; ama işte gitse ya o satılan fotoğrafın gelirinin en azından birazı şu yukarıdaki elleri donmuş sokak çalgıcısına...

Ne diyorum,
İhilal lazım,
Yeni ve hatta baskıcı bir sanat a na ya sa sı!

Thursday, September 15, 2011

Eskiler bir başka!

Beyoğlu Sahaf Festivali!. Öyle etkinlik paylaşayım aman ne güzel mantığında bir insan olmadım hiç ama bu bir başka!

Böyle kocaman bir günümü ayırmalıyım, gitmeliyim, kaybolmalıyım kitapların içinde karıştırıp içlerinden bişiler çıkacak mı diye bakmalıyım evet bu festival şahane diye diye düne kadar geldim. Henüz bu koca gün kavramını veremediysem de festivale, dün Taksim'de bir arkadaşımla buluşmam gerekiyordu. Ve ben tam TRT binasının önündeydim. Arkamdan bir ses yükselmeye başladı. Bu aralar epeyce dinlediğim, eski 45'liklerden bir şarkı. Bim Bam Bom! Tesadüf mü bu diye arkamı dönüp bakınca, sahaf festivalinin ortasında buldum kendimi! Her şeyi bir anda unuttum ve gözlerimin, kulaklarımın, bütün uzuvlarımın beni çağırdığı tezgahlara doğru yöneldim. Birilerinin hayatlarına bir zamanlar konu olmuş kitaplar, zamanın gerisinde kalmış ama hala içindekilerle ilgi çeken dergiler, insanlar, kitap kokusu. Yüzüme o kacaman gülümseme yayıldı. Fondaki müzik hala devam ediyordu. Bu kez altın gümüş pırlantaa zümrüt sedef yakutla...

Ve çok eskiden benimde hayatımda epeyce bir yer etmiş kitap serisi. İpek Ongun ve Bir Genç Kızın Gizli Defteri... Hepsini okuduğum anları tek tek hatırladım, küçüklüğümü, ve küçük bir kız oluverdim birden.

Ta ki telefonum çalmaya başlayıncaya kadar, gitmem gerekiyordu arkamda daha gezilmesi gereken beni kimbilir nerelere götürecek kitaplar bana bakıyordu. Söz verdim kocaman bir günüm buraya ayrılacak.

Gitmek görmek isteyen, kitap kokusuna hasret kalan, küçük bir çocuk olmak isteyen bir anlığına herkes 18 Eylül'e kadar Beyoğlu'na!

Friday, August 19, 2011

PERSPEKTİF

Yaptığı işlere baktığımda kendimi, onun yarattığı başka dünyalara hem çok tanıdık hissedip aynı zamanda ona ve yaptığı herşeylere çok da yabancı hissetmeme neden olan bir arkadaşın, İngiltere'deki isyanlardan sonra kafasında oluşturduğu mucizevi tasarım. Bir 'kuş bakışı' gözleminin etkililik ve gerçekçiliğini çok yavan bırakan bu düşündürücü manzara... İyi seyirler...


                COLOURS CAN NOT RESCUE A CITY BUT FIRE CAN COLOUR A CITY

By Philippe Hales