Tuesday, August 23, 2011

AŞKA... YALNIZLIĞA... VE SUSKUNLUĞA DAİR... BİR KAYBEDİŞ HİKAYESİ...



Sonunda kaybedecek bir şeyin yoksa eğer ,
Söyleyecek sözün çok olur...
Sayfalarca yazarsın ; üç noktayla bitmez her cümlenin sonu...
Yaşanmışlığı yoksa , yaşayacaklarından vazgeçmek de kolay gelir insana...
Şimdiye kadar ne paylaştım ki , onların gelecekte olmamasından kaygılanayım dersin mesela...


Ama kaybetmekten korkuyorsan , her cümlenin sonu üç noktayla biter...
O tek bir son noktayı koymak , zor gelir paylaşılan anların ardından...


Sen ; tüm zaaflarından, bencilliklerinden ve beklentilerinden "biz" olmak adına sonuna kadar vazgeçebiliyorsan;
Onunla gidemeyeceğin yol ve varamayacağın yer yoksa ;
Yüzündeki tebessüm , hayatındaki mana hep onun gül yüzü hürmetineyse oysa ;
Ve fakat onun bunları görebilmesine imkan yoksa; kalbinin temizliği ona engel oluyorsa ;
Kaybetmenin korkusu kavuşmanın coşkusundan ağır basıyorsa ;
Bir daha yanında olamamayı, acını tatlını paylaşamamayı, doyumsuz sohbetinin en ön sıradan dinleyicisi olamamayı göze alamıyorsan
Gönül lügatında biriktirdiklerinin ağırlığına , yürek yorgunluğuna ve içinde büyüttüğün küçücük bir umut ışığına rağmen ;
Ve halin tavrın yüreğini ele verir diye aklın çıkıyorsa , ya zırhlarını kuşanıyor ya da susuyorsan bu sebepten her an ;
O zaman , yaşadığın çok şey var demektir...


Yanındayken varlığını, uzağındayken nefes aldığını bilmek bile nimetken sana,
Sözcüklerin ağzından döküldükten sonra hayatına miras kalan o sonsuz yokluğu, ölümün olur...
O zaman bilirsin... Sözlerin; yüreğinde mıh, dudağında mühür olur...


Ne garip... Sussan, kaybedersin... Konuşsan, kaybedersin...
Sen , yine "suskunluğum asilliğimdendir" dersin... Bilirsin ; kendini kandırıyorsundur...
Onu kaybetmemek uğruna , aslında kendinden vazgeçiyorsundur...


Yüzün yine güler...
Şen kahkahalarının ardında, kimse bilmez, gönlün hıçkırıklara boğuluyordur... Açılmaz olur bir daha kırk kat kilit vurduğun o kapı...


"Sağlık olsun" denir... Gün gelir ; acıların, hayallerin "unutulmasa" da “uyutulur”...
Birlikte gidileceğini düşlediğin o uzak diyarlar , artık bir tek yalnızlığınla sana mesken olmuştur...


Aşk mı? Aşk , bir kör kuyuya atılmıştır tarafından... Söyleyemediklerini ; Peygamber efendimizin o büyük sırrına nail olup içinde tutamayan Hz. Ali misali , sazlıklar arasındaki o kör kuyuya haykırırsın...
Aşkının sırrı ; artık sırrına şahit olan o sazlardan yapılma bir neyin sesine hapsolmuştur...
Gün gelir , yürek çığlıklarını o neyin sesinde duyarsın... Tanırsın acını...
Dinledikçe , suskunluğunda ağlarsın ; yüreğin siler içine akıttığın gözyaşlarını...


"G.Ç."

No comments: