Thursday, August 25, 2011

Kutlu'ya, Rıfat'a, Sevdiklerime ve Sevmediklerime, Sahip Olduklarıma ve Kaybettiklerime İthafen..!


Ölüm, her zaman, zamansızdır... Ne garip değil mi? Önümüzde, bize biçilen kaç yıl olduğunu bilmeden, ne de savurgan yaşıyoruz. Yaşam telaşları bizi öyle bir hale getiriyor ki, unutuveriyoruz ölümü. Sanki ölümsüzmüşüz gibi... Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi... İnsanları kırıyoruz, olur olmaz her şeyi kafamıza takıyoruz, hırslarımız uğruna ezip geçiyoruz herkesi... Dünyalık oyunlar içinde, ölümü aklımızdan çıkarıyoruz; ama o, bizi hep aklında tutuyor. Öyle bir anda hatırlatıyor ki kendini, neye uğradığımızı şaşırıyoruz. Hayatın ve nefes almanın anlamını işte o an, acılar içinde keşfediyoruz.

Ölüm,yaşı olmayan bir kavramdır. Kimisi, gözlerini dünyaya açtığında, aldığı ilk nefesin ardından verir son nefesini. Kimisi, 100'üne merdiven dayar da yaşadığından bir şey anlamaz. Dünyada, önünde durulamayan tek gerçek, ölümdür.

Ölüm, kimseye yakışmaz aslında. "Üzerimde nasıl durmuş?" diyemeyeceğin tek kumaştır o kefen bezi. İnsan, hiç bir zaman bu duyguya hazırlayamaz kendini. En hastasına da, en yaşlısına da yakıştıramayız ölümü. Genç ise, ölümünü aklımıza bile getirmeyiz zaten. Bir doktor olsan mesela, yüzlerce hastanı kaybetmiş olsan, yine de "hasta ex oldu" cümlesine alışamazsın. Alışılamaz bu gerçekliğe...

İnsan, hayatında bir çok ölümle karşı karşıya kalıyor. Yakını-uzağı bir çok kişiyi kaybediyor. Benim hayatımda, dönüm noktası oluşturan en büyük acı, Kutluyu kaybedişimdir. Birinin, kendi yaşıtı bir dostunu kaybetmesi çok farklıymış. Çok daha acıymış. Yaşayacağı, yaşatacağı ve bu dünyaya katacağı onca güzel şey varken, göçüp gitmesini uzun bir süre kaldıramıyor insan. Ondan sonra tek avuntum, "Bu dünya, onun için çok fazla kirliydi..." sözü olmuştu. Aslına bakarsanız, dünyayı da bu hale getiren bizler değilmiyiz?

Ve dün, bir gencecik yıldız daha kaydı gitti hayatımızdan. Rıfat... Daha 4 yıllık evliydi ve bunun 3 yılını beyin tümörü gerçeği ile yaşayarak geçirdi. Her şeye rağmen, hep gülerdi yüzü onun. şimdi oturup düşününce, aslında yıllar neleri alıp götürmüştü ondan. Dün, bu nihai yolculuk sona erdi ve onu kaybettik. Ölümü, herkes için çok üzücü olmuştu tabii ki. Ama eşi... Onun acısı, yürekleri dağladı. Hayat arkadaşını, yoldaşını kaybetmek buydu işte. Camide, onun gözlerine baktığımda nedense şehit haberleri geldi gözümün önüne : "Şehit asker, daha yeni evlenmişti...", "Eşi, onu son yolculuğuna uğurladı..." Onların acılarını, daha da içimden hissettim.

Evet, siz şimdi diyorsunuz ki "nedir bu böyle ölüm de, ölüm? İçimiz sıkıldı..." Ben, sadece hayatın her anını yaşarken, bu gerçeği de unutmamanız temennisiyle yazıyorum bu yazıyı. Çünkü doğum kadar, ölümün de doğal varlığını kabul etmeliyiz. Elimizden geldikçe, her anımızın kıymetini bilmeli, birini incitirken "Ya onu bir saat sonra kaybedersem?" sorusunu aklımızın bir ucuna koymalı ve özellikle, kendimizi olur olmaz şeyler için üzerken, nefes almanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlamalıyız.

Bir Latin deyişi vardır : Disce quasi semper victurus vive quasi cras moriturus... Yani; "Hep yaşayacakmış gibi öğren, yarın ölecekmişsin gibi yaşa." İçinizde, söyleyecek sözünüz kalmasın. Sevdiklerinize bol bol onları sevdiğinizi hatırlatın. Düşmanlıkları, bir tarafa bırakın; hayat, bunlarla uğraşmaya değmeyecek kadar kısa. İçinizi kin, nefret ve hırsla kirletmeyin. Unutmayın ki, hepimiz dünyaya geldiğimizde birer bebektik; ve bebekler masum, tertemiz birer meleklerdir. İçinizdeki bebeği, daha doğrusu meleği ortaya çıkarın.

Son olarak; kalbinizde keşkelerin olmadığı ve her anınızın güzelliklerle geçtiği bir ömür diliyorum hepinize. Kendinize şu sözü hatırlatmayı hiç unutmayın : Carpe Diem...

Dip Not: Biliyorum, karamsar bir konudan bahsettim. Ama kötü sonları hatırlamak, iyi başlangıçlara yelken açmaya vesile olabilir. Unuttuğumuz yada hatırlamamak için içselleştirdiğimiz, fakat dillendiremediğimiz bu acıların yasını tuttuktan sonra, kendi payımıza düşeni alıp, hayat yolunda sağlam adımlarla ve gönül rahatlığı ile ilerleyebiliriz. Seçim sizin...

"G.Ç."

No comments: