Yer: İngiltere, Hyde Park
Konu: Din
Yazının sonunda izleyeceğiniz bu akıl almaz video İngiltere'nin en büyük parkı Hyde Park'ta çekildi. Tesadüfen parka giriş yaptığım sırada kulağıma gelen bağırışların bana Hyde Park'ta bir 'salı pazarı' organizasyonu olabileceğinini düşündürtmesi üzerine ilerlemeye niyetlendiğim yolu değiştirerek kalabalığa yöneldim.
Yaklaşık 50 metre sonra beni karşılayan manzara ise, kurdukları basit düzenekler ile dinleyicilerin yukarısına erişebilmiş, islamiyet ve hristiyanlığın misyonerliğini basit, özensiz ve yer yer pis bir dille yapmaya çalışıp hitap becerisinin yanından geçemeyen vaizler, onları gene kah kahkahalar atarak kah 'stupid' tarzı kelimelerle seviyesizce çıkışarak aynı ciddiyetsizlikle dinleyen izleyiciler, ve orta alanda ellerindeki pankartlarla sözde ifade özgürlüğünü temsil eden sempatizanlar oldu.
Boynumda kameram; gazecilik oynamaktan çekinilecek gün mü? İşime karışanlara BBC muhabiriyim diye dalgamı da geçerek, kameraya çekilmeye dünden razı olanlarla kameraya sövmeye dünden razı olanları başladım kaydetmeye.
Aşağıdaki video, kayda aldıklarımdan sadece biri, sadece bir tazgah diyelim yani. Çünkü sağı, solu, önü, arkası vitrin gibi kendilerini yerden yüksek sunan misyoner tezgahları ile dolu, ve tezgaha gelenlerle...
Ben, tüm dinlere sonsuz saygı besleyen biri olarak, açıkçası çok kötü hissettim; uğruna cihatlar ilan edilip binlerce masumun vahşi cinayetlere kurban gittiği, başta Orta Doğu ve Afrika olmak üzere iç ve dış savaşların çok ciddi sebebi olmayı hala sürdüren din kavramı, o an için hiç soyutlaşmadığı kadar soyutlaştı içimde. Çok daha aidiyete büründü aslında, sanki sadece benim oldu; tüm insanların aidiyetliğinden çıkıp sadece benim. Haksızlığa uğramış, arkadaşları tarafından taşlanan bir masum çocuk kılığına büründü çekip ordan almak istediğim; ya da binlerce özensiz dokunuşla köşesinden bucağından kirletilmiş bir beyazdı sanki. Kulağımda Erol Taşdemir kahkaları yankılandı, gözümün önünde Tecavüzcü Coşkun'un pis sırıtmaları canlandı; o gün orada olan şey, mahremiyete, kutsallığa, değerlere ve kısaca insanlığa tecavüzden öte birşey değildi zaten.
Orada işişmin bittiğine kanaat getirdikten sonra kendimi dinler vaziyette, alacalı bulacalı olmuş düşüncelerimle
Radiohead'in Creep'inden çaldığım 'I do not belong here' liriğini melodisiyle birlikte dudaklarıma yerleştirip kalabalıktan yavaşça sıyrıldım; 18-55 objektifimi, bembeyaz bulutlarla sevişen masmavi gökyüzüne doğrultarak mutlu ettim; çektiğim fotoğrafa bakınca ben de bambaşka bir huzura erdim, kendimi renklere verdim.
Sözünü ettiğim fotoğrafa gelince;
:)))
No comments:
Post a Comment