"Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam." C. Bukowski
Öyle bir yazıya dökülür ki bazen birşeyler, okuyunca o güne kadar hiç desteklemediğinizi sandığınız bir şeyin aslında o güne kadar aradığınızın ta kendisi olduğunu farkedersiniz. Hani bilinçaltınız saklambaç oynamaktan sıkıldığı vakit arada gün ışığına çıkan düşünce kırıntıları vardır; bir metrobüs koltuğunda genelde ya da körüklü bir otobüs kuyruğunda,ayakta; uzun seyirlik bir Balat fotoğrafında ya da eski Haliç manzaralı bir tabloda.
Bu düşünce kırıntılarının buz dağının üzerine üzerine çıktıklarını ayak seslerinden anlar anlamaz, güvercinler yesin diye Balat kaldırımlarına, balıklar doysun diye de Haliç'in sularına atarsınız, onlardan.
Ama bazen ne balıklar yer, ne de kuşlar ...Sizde kalır, siz kaldığını anlamazsınız, hiç gelmemişler sanırsınız. Ta ki farkında bile olmayarak iyeliğinizden çıkarmaya çalıştığınız o kırıntılara sizi doyuracak bir yemeğin içinde rastlayana kadar: sözcüklerin yemeği.
Çok mutlu olursunuz, bir yerlerde okuduğunuz birşey sizi çok mutlu eder; okuduğunuzu çok seversiniz hatta herkeslere tavsiye edersiniz; ama birşeyi okuyunca çok sevmenizin asıl nedeninin, okuduğunuz şeyi aslında daha önce sizin yazmış olabileceğiniz ihtimali olabileceğini göz ardı edersiniz; buz dağınızın altındaki sarkıtlarla kazıdığınız, daha önce yazdığınız o cümleler... Kırıntılarınız; karşı karşıya gelir gibi olduğunuzda cömertçe ona buna dağıttıklarınız... Kendinize yakıştıramadıklarınız, yakıştıracak olduğunuzda birilerinin içinize girip herşeyi okuyabileceğine dair paranoyaklıklarınız, ikinci benliğiniz ama dibine kadar 'siz'.
"Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Kaçınız kimbilir kaçkez Bukowski'nin bu yazdıklarını otobüs koltuklarında, kaldırım taşlarında, seyrine doyamayıp da seyrinden kaçındığınız fotoğraflarda bıraktınız; layıklarına silkinen omuzlarınızla hediye ettiğinizi sanırken herbir set koyduğunuz düşüncenizi, kimbilir kaç kez rüyalarınızda hesaplaştınız...
Sadece merak diyorum:)
No comments:
Post a Comment