Wednesday, October 26, 2011

Toplum İçin Sanat Yapma, O Topluma Bağış İçin Yap





Haykırışları ve gözyaşları dinmeyen insanların sanatları yapılıyor, ve satılıyor. Bir sanat düşünün ki konusunu ettiği her mağduriyetle, insan, kıta ya da ülke ile; önce bir destek antlaşması imzalaması şart olsun; sayelerinde elde ettiği kazanımlarının % 50 sini bağışlaması sanat anayasasının ilk maddesi olsun...
Sokaktaki bir evsizin fotoğrafı çekilip satıldığında, gidip yarısı o adama verilsin...

Kısaca sanatın karın doyurmak için, karın doyuramayanlar üzerinden bir meslek olması, bazen acı. 'Ben de açım, sen de aç; ama ne yapalım gel gör ki bende yetenek var sende yok' kabullenmesinin, yani sanatla karşı çıkılan ilahi adaletsizliğin başka bir mizaci adaletsizlik üzerinden yürütülmesinin bir başka hali gibi, sanattan ekmek parası kazanmak. Toplumsal dönüşümler, devrimler adına uzun ya da kısa vadeli katkılar olabiliyorsa, buna gerçekten samimi bir şekilde inanılarak birşeyler icra edilebiliyorsa ne ala; ama işte gitse ya o satılan fotoğrafın gelirinin en azından birazı şu yukarıdaki elleri donmuş sokak çalgıcısına...

Ne diyorum,
İhilal lazım,
Yeni ve hatta baskıcı bir sanat a na ya sa sı!

Monday, October 24, 2011

Yalnız Değilsin Van

Van'a yardım etmek isteyenler !
İhtiyacınız olan bütün bilgiler güncellenmiş olarak bu sitede :

http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com/

Genel İhtiyaç Listesi: Çadır, kışlık bebek giysileri, battaniye, bebek maması, bebek bezi, kışlık/polar giysiler, pet şişede su, elektrik gerektirmeyecek her türlü ısıtıcı
















Wednesday, October 19, 2011

Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabesi

Atatürk'ün 1927 yılında yaptığı konuşmadan bir bölüm.

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Günümüz Türkçesi

Bütün bu koşullardan daha acı ve daha tehlikeli olmak üzere, ülkenin içinde iktidara sahip olanlar duyarsızlık, sapkınlık ve hatta ihanet içinde bulunabilirler. Üstelik bu iktidar sahipleri, kişisel çıkarlarını işgalcilerin siyasi istekleriyle birleştirebilirler. Ulus fakirlik ve çaresizlik içinde yorgun ve bitkin düşmüş olabilir.

Wednesday, October 12, 2011

SAC MA LİK

İnsan!!!!
İnsan!!!

Ne diyordu film; " Dolce far niente"

İçerisinde 'hiçbirşey' olan cümleler nasıl da dünden sahiplenilirler insanlar tarafından...
'Hiçbirşeyin' yanına insanı koy... Ne şık durdu.. Bir de yanına bir 'Cure' melodisi.. O munzur olanlardan, hiçbirşey yapmayınca anca açıp dinlenilince ağızda sıcacık künefe tadı bırakanlardan.... Offf....

Chuck Palahniuk'tan mı yazmıştım bir ara bir yerlere... Zihnimde somuta ulaşamayan ama beni çok iyi hissettiren o tek cümle, düşünce... Asılı şimdi dilimde.. Bu adamdan mıydı? Sanmam.. Marx? Bilmem... Biraz düşünsem, zorlasam bulurum aslında...

Ama ben geçen biri bana 'Queen' e gitmek istiyorum dediğinde ' bak sen onlar mı geliyormuş' diyebilenlerdenim. Diyebilip düşünmeyen, sorgulamayanlardan...Bunu günlük hayata bile yayanlardan..

Sonra gözyaşı döküp , kendine dönüp, zikire bile sorgulama sonramda zikredenlerden..

Sonra gelip bol melodili bir akşam bulup el kol sallayarak dans edenlerden, minicik bir odada, duvarlara çarpa çarpa...

Çiçek çocuk mu olsaydım... Klu Klux Klan la mı ilgiliydi o hissedilen 40 derecede bir deniz kenarında 'tempo'da okuduğum makale? Dedemin balkondaki güneşlikleri çözmesine kaç saat kalmıştı o vakitlerde? O günün güneşine bakarak kaç dakika oynardı saat tahminim? Bir kere bilmiştim, tam tamına; o sormuştu... O mu, o mu lirik...Sanmam...

Şimdi ben bu müziği gittiğim yere götürürsem... Burda bırakacağım kendimi de yanıma almış olur muyum? Ne dinlersem oysam eğer; bu neşeli melodinin hammallığını yapmaktan daha zevkli ne var????

Tabu oynamak belki... Bir yılbaşı gecesi... Hayır değil, sıradan bir günde... Toplaşmalarımız özel bir güne denk gelemeyecek kadar sıradan, ve herkesin zaten toplaştığı bir günde toplaşmayacağımız kadar özel olmalı...

Evet, evet, toplaşıp tabu oynamalı...

Cazı kim sever... Geçiniz.

Yazmak bir fanusun içine girmek gibi; ya da bir uzun yol yolculuğunda, açıkken camlar, kulakların içinin basınçtan dolması gibi;
Ve spontan, kimi zaman kasıtlı bir yutkunmayla daha gerçek bir algıya geçerken ki o minicik sürecin ta kendisine denk gelir sizi kollarınızdan tutarak uçuran yazı meleklerinin  birden aşağıya salıvermesi...

Beynime birşey olur böyle zamanlar... Kulaklarımı yutkunmalarımla boşaltmamın çok benzeridir kafatasımın hafiflemesi...
Kafatasımın hafiflemesi... Ağırlaşıyor mu ki... Yazarken ağır mı hissediyorum. Hayır. Yüreği boşaltmanın yagane şartıdır beyne yüklenmek... Beynimle mi yazıyorum ki... Hayır, öyleyse zaten fena; IQ testi yapılsa kelimelerimden, insan içine çıkma ihtimali , fena...

Öyle ise...
Geçelim...

Başka müziğe mi geçmeli.. Yok böyle iyi...
Burda İclal girse araya, sırf kafiye olsun diye şu yukardaki cümleye:

"Şimdi bunları anlatsa sana birileri, ya da boşver bilme en iyisi."

Şarkı bitti...
Bitirelim...

 

Friday, October 07, 2011

Bıçak Sırtı


Ülkemizde kadın hakları , kadına karşı şiddet konusundaki durum malumunuz.Habertürk Gazetesi dün Manisa'da öldürülen Şefika Etik'in fotoğrafını (sırtında bıçak ve gözleri açık halde)
bugün basılı olarak sürmanşetten verdi ve bu durum daha önce bu şekilde infial yaratmamıştı.

Türkiye' de kadına uygulanan şiddete karşı yapılanların hiçbir işe yaramadığı aşikar.Belki bu fotoğraf bu ülkede bir milat olacaktır.Fakat kafa karıştıran hatta mide bulandıran noktalar var ;
bu fotoğrafın bir yakınımızın fotoğrafı olabileceği ve Türkiye'nin her yerinde çocukların çok rahatlıkla görebileceği şekilde satılan bir gazetenin sürmanşetten vermesi.

Habertürk gazetesinin geçmişte Münevver Karabulut cinayetinde kanlı testere fotoğrafı yayınlaması yakın zamanda Aziz Yıldırım 'ın eşgal fotoğrafının yine sürmanşetten vermesi gibi skandallara imza atması gazeteye verilen tepkiyi doğal olarak daha yukarı çıkarttı.Kısacası kaş yapayım derken göz çıkarttılar.

"Kadın kesin bir kabahat işlemiştir, kocası durduk yerde öldürür mü" zihniyeti olan bir topluma bu fotoğrafın etki edip etmeyeceğini zaman gösterecek.

 

Thursday, October 06, 2011

Berna ve Ferhat Serbest Bırakılsın!

19 ay! gencecik iki insan! suçları sadece ve sadece parasız eğitim hakkı istemek! ve 19 aydır dört duvar arasında, parmaklıklar ardındalar. "Suçlu"larmış, bu ülkede onlarca suç işlenirken, tecavüzcüler serbest bırakılırken, kadınlar her yerde dövülürken sadece parasız eğitim hakkı istedikleri için suçlularmış! Eğitim istiyorlar eğitim! Hani geri kalmış bir ülkeyiz ya biz, hani her şeyin başı eğitim ya, eğitim istiyorlar başka hiç bir şey değil!Bugün mahkemeleri vardı. Onlar gibi, gögüslerini gere gere bağırdı arkadaşları, parasız eğitim istiyoruz, alacağız diye! Berna ve Ferhat'ı serbest bırakın diye!


Onlar suçlu değil, siz gerçek suçluları bulun,

gerçek suçluların peşinden koşun!

Pırıl pırıl, düşünen, tartışan, haklarını savunan,

hak isteyen gençleri de serbest bırakın!










Stay Hungry, Stay Foolish

Steve Jobs, 1955 - 2011