Wednesday, October 12, 2011

SAC MA LİK

İnsan!!!!
İnsan!!!

Ne diyordu film; " Dolce far niente"

İçerisinde 'hiçbirşey' olan cümleler nasıl da dünden sahiplenilirler insanlar tarafından...
'Hiçbirşeyin' yanına insanı koy... Ne şık durdu.. Bir de yanına bir 'Cure' melodisi.. O munzur olanlardan, hiçbirşey yapmayınca anca açıp dinlenilince ağızda sıcacık künefe tadı bırakanlardan.... Offf....

Chuck Palahniuk'tan mı yazmıştım bir ara bir yerlere... Zihnimde somuta ulaşamayan ama beni çok iyi hissettiren o tek cümle, düşünce... Asılı şimdi dilimde.. Bu adamdan mıydı? Sanmam.. Marx? Bilmem... Biraz düşünsem, zorlasam bulurum aslında...

Ama ben geçen biri bana 'Queen' e gitmek istiyorum dediğinde ' bak sen onlar mı geliyormuş' diyebilenlerdenim. Diyebilip düşünmeyen, sorgulamayanlardan...Bunu günlük hayata bile yayanlardan..

Sonra gözyaşı döküp , kendine dönüp, zikire bile sorgulama sonramda zikredenlerden..

Sonra gelip bol melodili bir akşam bulup el kol sallayarak dans edenlerden, minicik bir odada, duvarlara çarpa çarpa...

Çiçek çocuk mu olsaydım... Klu Klux Klan la mı ilgiliydi o hissedilen 40 derecede bir deniz kenarında 'tempo'da okuduğum makale? Dedemin balkondaki güneşlikleri çözmesine kaç saat kalmıştı o vakitlerde? O günün güneşine bakarak kaç dakika oynardı saat tahminim? Bir kere bilmiştim, tam tamına; o sormuştu... O mu, o mu lirik...Sanmam...

Şimdi ben bu müziği gittiğim yere götürürsem... Burda bırakacağım kendimi de yanıma almış olur muyum? Ne dinlersem oysam eğer; bu neşeli melodinin hammallığını yapmaktan daha zevkli ne var????

Tabu oynamak belki... Bir yılbaşı gecesi... Hayır değil, sıradan bir günde... Toplaşmalarımız özel bir güne denk gelemeyecek kadar sıradan, ve herkesin zaten toplaştığı bir günde toplaşmayacağımız kadar özel olmalı...

Evet, evet, toplaşıp tabu oynamalı...

Cazı kim sever... Geçiniz.

Yazmak bir fanusun içine girmek gibi; ya da bir uzun yol yolculuğunda, açıkken camlar, kulakların içinin basınçtan dolması gibi;
Ve spontan, kimi zaman kasıtlı bir yutkunmayla daha gerçek bir algıya geçerken ki o minicik sürecin ta kendisine denk gelir sizi kollarınızdan tutarak uçuran yazı meleklerinin  birden aşağıya salıvermesi...

Beynime birşey olur böyle zamanlar... Kulaklarımı yutkunmalarımla boşaltmamın çok benzeridir kafatasımın hafiflemesi...
Kafatasımın hafiflemesi... Ağırlaşıyor mu ki... Yazarken ağır mı hissediyorum. Hayır. Yüreği boşaltmanın yagane şartıdır beyne yüklenmek... Beynimle mi yazıyorum ki... Hayır, öyleyse zaten fena; IQ testi yapılsa kelimelerimden, insan içine çıkma ihtimali , fena...

Öyle ise...
Geçelim...

Başka müziğe mi geçmeli.. Yok böyle iyi...
Burda İclal girse araya, sırf kafiye olsun diye şu yukardaki cümleye:

"Şimdi bunları anlatsa sana birileri, ya da boşver bilme en iyisi."

Şarkı bitti...
Bitirelim...

 

No comments: